Gungrave – Eski Köye Yeni Adet Getiren Anime

GİRİŞ

Anime nedir? Animasyon kelimesinin Japonlarca kısaltılmış resmi olmayan bir kelimedir. Ne için vardır? Genel olarak piyasada birçok ürünün var olma sebebi ile aynı; ticari. Ticari olması dışında cidden hikâye ve sanat adına anime yapanlar yok mu? İstisna olarak varlar ama konumuz o değil. Burada şunu anlatmak istiyorum; animeler genel olarak ticari getirisi varsa yapılan projelerdir. Oyun, film ve diziler gibi aynı.

Animelerde bu pazar işi daha bir çetrefilli tabii, bir karakterin figürü artık satmıyorsa ve ticari gelir getirmiyorsa o animeye/mangaya son verebiliyorlar. Ya da manganın pazarlamasını yapabilmek için onun adaptasyonunun sadece bir kısmını animeye çevirirler. Böyle onlarca çeşit pazarlama taktikleri var bu piyasada.

Oyun Animeleri

Misal bir örnek daha vereyim; oyun uyarlamalı animeler. Oyunlar Japonya’da çok önemli bir pazar tabii aynı zamanda. Sektördeki oyunların önemli bir kısmını Japon geliştiriciler kaplıyor ve Playstation zaten Japonya için direkt baya önemli bir marka Nintendo ile beraber. O yüzden oyun pazarlama adına da animeleri boş geçmiyor Japonlar. Bu sadece Japonlar için de geçerli bir durum değil bu arada. Batı stüdyoları bile oyun isimlerini anime adaptasyonuna çeviriyorlar reklam olsun diye. Dragon Age olsun, Dead Space olsun ve Mass Effect olsun(Bu saydıklarım da hep EA‘ya ait mesela). Japonların bu sektördeki yeri baya büyük olduğundan animeler son 20 yıldır falan oyun pazarlama konusunda önemli bir yere sahip oldu. Mesela geçenlerde Dragon’s Dogma‘nın animesi çıktı ve Dragon’s Dogma’nın devam oyunu geleceği de muhtemel zaten. Yani önden reklamı yapılıyor diyebiliriz. Dota‘nın da animesi çıktı.

J-RPG oyunları için de baya anime adaptasyonu var tabii. Pokemon’un aslında bir oyun serisi olduğunu bilmeyen hâlâ bir kesim var.

Peki bu türdeki animelerin işleyişi ne? Genelde 12 bölümü aşmazlar veya oyunun pre-squel’i yani öncesini anlatır ya da oyunun bir kısmını anlatır sadece. Ya da oyunun evrenine dair başka bir hikâye anlatır ama hepsi de üstün körüdür ve hikâye anlatmaya çalışma çabası yoktur pek. Olabildiğince reklamını yapabilecek fan service’ler ile donatıp ilgi çekici bir şekilde şovunu yapar bu animeler. Yani ortalama bir kaliteyi aşabilecek animeler değildir bunlar. İstisnalar var mı? Yok değil ama olay yine aynı; üstün körü bir şekilde anlatım olur. Yani anime oyunun tüm hikâyesini anlatsa bile yüzeysel kaçar. Bu aynı zamanda Visual Novel’larda da böyledir.

Gungrave Nedi̇r?

Şimdi ben bunca şeyi neden anlattım? Konumuzla ilgisi ne? Efenim önce Gungrave‘in ne olduğunu anlatayım. Gungrave, Red Project stüdyosunun geliştirdiği bir oyun serisi. Gungrave’e dair 2 tane Playstation 2 oyunu var ve bilinmeyen bir ileri tarihte de 3.oyunu çıkacak. İlk oyun 18 Temmuz 2002‘de çıkmış bir oyundu ve sonrasında da animesi de çıktı. Şimdi yazdığımdan yola çıkarak bu animenin gayet ilk oyunu reklam etmesi amaçlı olduğunu düşünebiliriz ama durum öyle değil. Öncelikle şöyle bir durum var; anime oyundan 1 ay sonra çıktı sadece. Bilmeyenler için yazayım; 1 ayda anime yetiştirmeniz mümkün değil. En azından 26 bölümlük bir animeyse.

Playstation 2’deki ilk oyunundan.

 

Yani şöyle; bu animenin çıkış olayı muhtemelen oyun geliştirilirken ortaya atılmış bir fikir oldu. Öncelikle 26 bölüm olmasına değinmek istiyorum. Ben daha önce hiçbir oyun uyarlamalı bir animenin 26 bölüm olduğunu falan görmedim. Persona 4 ve 5’in animesi var gerçi ama o istisna bir durum ve onun sebebini birazdan açıklayacağım. Gungrave oyununu tanıtmam daha doğru olur aslında önce.

Doğunun Oyunları Bunlar Hep

Gungrave’in ilk oyunu bir shooter aksiyon oyunu. Elinde tabancalar ile sağ sola sıçrayarak ateş ediyorsun ve aksiyondan aksiyona geçiyorsun sürekli. Bu kadar tamamen, başka bir olayı yok oyunun ve oyun 2-3 saat bir şey. Burada önemli iki konu var; 2-3 saat olması ve hikâyeye dair pek bir şey olmaması. Ben Gungrave’in önce oyununu oynamıştım ve 2-3 saatte bitince şaşırmıştım çünkü hikâyeye dair ne gördüm ve ne öğrendim dersen hiçbir şey derdim net. Oyun bir şeyler anlatmıyor değildi ama o kadar sığ anlatıyordu ki hiçbir şey geçmiyordu sana. Çünkü bir evren, karakter ve olay tanıtımı falan hiçbir şey yok. Karakterler aralarında konuşunca ne bağ kurabiliyorsun ne de arada geçen kelimeler bir anlam ifade ediyordu. Zaten oyun bitince ana karakter ve baş düşman dışında herkesi hemen unutmuştum. Ne isim ne cisim.

Ortamları hoştu bir de.

 

Böyle bir oyuna da 12 bölümlük Gungrave karakterinin şov yaptığı bir anime ile reklam yaparsın mesela. Piyasada racon budur. Şimdi şöyle ki; oyunun ana karakteri bir silahşör. Ceketi var, silahları var ve havalı da bir dizaynı var. 2000 ve hemen hemen birkaç sene önceleri bu tip karakterler baya modaydı anime sektöründe. Alucard olsun, Trigun olsun ve Devil May Cry‘dan Dante olsun. Gungrave de onlardan biri ve o yüzden animenin gayet tabanca aksiyonu ile geçecek ve yüzeysel şekilde konu işleyecek diye bekledim. Çünkü yazdığım gibi; racon bu. Ki oyun bile zaten bir hikâye anlatamıyordu, anime hepten o konuda Allah’a emanet olur artık sanırım demiştim.

Kafalar Karışık

Ama öyle olmadı. Şu sözlerle giriş yapayım; Gungrave’in çok iyi bir anime olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu ama kesinlikle özel bir yanı olan anime ve kesinlikle kötü de değil. Sadece 26 bölüm diye değil. Neden mi peki? Çünkü anime öyle bir hikâye anlatma derdinde ki; sanırsın asıl oyun animesi için önden yapılmış bir reklam gibi. Ki olabilir de emin değilim bu arada ve cidden bu konuda büyük şüphelerim var. Ben animenin bir oyun reklamı olduğunu sanmıyorum. Ki eğer oyunun devam oyunları da çıkmasaydı kafamda kesinleştirirdim ama devam oyunları kesin konuşmama engel oluyor maalesef.

Gungrave animesinden ne beklediğimi yazmıştım. Ana karakter silahı ile aksiyon şovu yapacak. İlk bölümde gördüğüm şey oydu da gayet. Fantastik yaratıklar ve silahlar havada uçuşuyor. Tabii şöyle bir şey var; bu ilk bölümde var sadece ve anime sonraki bölümde karakterlerin geçmişine doğru gidiyor. Aşağı yukarı 20 sene civarı öncesi diyebiliriz. O bölümlerde henüz fantastik unsurlar yok ve ana karakterin kendisi de sıradan biri. Şunu da ekliyeyim; oyun serisinin aksine Gungrave’in evreni standart bir evren. Oyunlardaki evren konsepti biraz daha cyberpunk kafasına yakın.

Geçmi̇ş, Geçmi̇şte Kalmaz

Ben de bunu 2-3 bölümlük bir şeydir sandım. En fazla 2-3 bölüm o da ama. Çünkü Gungrave markasının esas öne çıkan tarafı belli, oyunu ne ile pazarlaması gerektiği de belli. Yine de mutlu olmuştum geçmiş kısımları göreceğim diye çünkü oyunu hiçbir halt anlatamıyordu baya. Yalnız şöyle bir durum var ki; anime bu kısımları ağırdan işliyor. Hatta ağırdan işliyor demek hafif kaçabilir çünkü benim “2-3 bölüm sürer en baba” dediğim geçmiş kısımlar animenin 18.bölümüne kadar sürüyor. Evet, 18.bölüme kadar anime esas hikâyenin geçmiş kısımlarını ele alıyor ve olay örgüsü konusunda da hiç acele etmiyor. Böyle baya karakterlerin neden böyle olduğunu gösterip aşama aşama nasıl ilerlediklerini yavaş yavaş gösteriyor.

Bu ne demek? 18.bölüme kadar Gungrave karakteri yok demek. Yani fantastik unsurlar yok, uçmalı kaçmalı aksiyonlar da yok. Anime o bölümlere kadar 2 bölümdeki olaylar dışında baya bildiğiniz fantastik olmayan gerçekçi bir mafya hikâyesi. Oyunun esas konsepti ile zerre alakası yok. Geçmiş kısmı olduğu için alakası olmaması doğal ama bunu 18 bölüm boyunca işlemek kesinlikle sıra dışı bir olay. Oyun animelerini geçtim, orijinal yani uyarlama olmayan animeler bile bu kadar kasmıyor hikâye anlatmak için. Gungrave ise oyun uyarlamalı türünde bir anime serisi olmasına rağmen orijinal animelerin yapmadığı bir şeyi yapıyor ve bu çok ekstrem bir durum.

Bi̇r Mafya Hi̇kâyesi̇… Sanırım

Bunun dışında başka sıra dışı unsurları da var. Yazdığım gibi bu seriye bir reklam gözüyle bakmamızı engelleyecek bir diğer unsur da 18 bölüm boyunca esas konseptin dışında olması. Düşünün elinizde havalı bir silahşör karakter var ve bunun 26 bölümlük bir animesini yapacaksınız oyun için reklamı için. Kim olsa Gungrave’i sürekli önde tutar çünkü esas malzeme o zaten. Bu stüdyo ise baya cesurca bir hamle ile Gungrave konseptini 18.bölüme kadar kullanmıyor ve anime 26 bölüm zaten. Animenin 3’te ikisi mafya hikâyesi olarak kalıyor ve bu kesinlikle uçmalı kaçmalı bir karakterin önde olmasından çok daha riskli ve cesurca hareket.

Animenin şu konsepti kullanmaması cidden tuhaf. O yıllarda bu karakterler çok tutuyordu.

Başlıkta o yüzden “Eski Köye Yeni Adet” dedim. Ki adamlar bu hamleyi 2002 yılında yaptı. Persona 4 ve 5’i neden saymadım peki? Persona 4 ve 5 zaten 60-100 saatlik oyunlar ve o oyunlar için rahat 26 bölümlük anime zaten yaparsın ve Persona da tutan bir marka zaten. Gungrave ise 2-3 saatlik oyun. Ve sizi temin ederim ki bu “Hadi şöyle bir şey yapalım” tadında da bir şey değil. Animede gayet geçmiş kısımlar ile bir şeyler anlatmak için fazlasıyla çabalamışlar. Kimsenin umurunda olmayacağı şeylerde bile. Anime kötü karakterini bile önceden önemsetmeye çalışıyor. Hatta bazı sahnelerde karakterlerin iç duygularını dolaylı olay örgüleri ve sembolizm ile açıklıyor anime ve bu direkt oyun reklamı için yapılan animelerde görebileceğiniz bir şey değil. Bir de Gungrave henüz tutmuş bir marka da değil. Peki anime nasıl mı? Oraya girelim artık.

 

 

Hi̇kâye

İşin hikâye tarafı için nereden başlasam diye düşünüyorum aslında. İlk bölümümüzde klasik Gungrave karakteri silahı ile şov yapıyor ve aksiyondan aksiyona sıçrıyor. Tabii bunlar dışında Mika isimli genç yaşta hanım hanım bir kızımızın olduğu sahneler de var. Gungrave’in bu bölümde yaptığı şey de zaten Mika’yı korumak oluyor ama tabii Mika pek çok klişe eserde olduğu gibi ana karakterime çok meraklı biri. Kimdir, neyin nesidir falan bunları hep sorguluyor. Gungrave ile iletişime de geçmeye çalışıyor pek işe yaramasa da. Hikâyedeki dinamik bu kısacası ilk bölümde. İnsan da tabii doğal olarak herhalde bu seri bu ikilinin bu dinamiği üzerinde gidecek diye düşünüyor. Bir bölümün yarısı aksiyon ve yarısı da bu ikilinin sahneleri.

Tabii sonra olanlar oluyor ve 2.bölüm itibari ile seri flashback yiyor. Gungrave karakterinin Gungrave olmadan yıllar önceki hayatını gösteriyor. Böyle olunca da 2-3 bölüm sürer dediğim ama girişte de bahsettiğim gibi 17 bölüm süren kısım başlamış oluyor. Anime burada ferahlamaya başlıyor işte.

Geçmi̇ş Her Zaman Geçmi̇şte Kalmayabi̇li̇r

İlk bölümdeki ne var olan fantastik unsurlar, ne karakterleri ve ne de gizemi ilgi çekici bir konumda durmaya yakın değildi çünkü. Her şeyi bir anda önüne atarak başlıyor anime, herhangi bir senaryo için hazırlık olmadan bu yola başvurup karakterler ve olaylar için ilgi ve merakımı körüklemek için doğru yol sayılmaz. Bir eser, karakterleri ve olayları nasıl umursatabilir ve nasıl umursatamaz sorusuna cevap olabilir belki sizler için.

Evet, ana karakterin geçmişini işleyen sahneler güzel işliyor çünkü. Animenin bu kısımları konuyu olabildiğince ağırdan almış ve işlemiş. Ana karakterimiz olan Brandon’u kademe kademe göstermiş. Mafya hayatından önceki hayatı, Harry ile olan ilişkisi, mafyaya girişi, mafyalıkta yükselişi vs. bunları hep görüyoruz. Karakterin hem yaşadığı olayları tek tek görmenin yanı sıra geçirdiği karakter gelişimine de tanıklık edebiliyoruz. Tabii anime o konuda çok da başarılı değil ama fena da değil yine de.

İyi̇ Hoş Da, Konu Ne

Gungrave’in konusu anlatılabilecek gibi bir şey değil çünkü animede bir amaç yok. Yani izlediğiniz flashback bölümlerde bir amaç görünmüyor, sonuçta karakterlerin nasıl o duruma düştüğünü göstermeye dayalı bölümler bunlar. İlk bölümden görüldüğü gibi Brandon ile Harry kanlı bıçaklı ama nedenini bilmiyoruz. Flashback bölümlerine geçtiğimizde ise bir de ne görelim, bunlar baya kankalar. Sonra diyorsun ki “Ne oldu da kanlı bıçaklı oldu bunlar”. Flashback bölümlerin sunduğu hizmetlerden biri de bu zaten.

Bu karakterlerin nasıl kanlı bıçaklı olduğunu gördükten sonra Gungrave karakteri devreye giriyor artık ve asıl konu başlıyor. Asıl konu da 8 bölüm falan sürüyor zaten. Bu bölümlerdeki hikâye ise açıkçası beni pek sardı diyemem. Animenin geçmiş kısımlarındaki hikâye anlatımı ile oluşturulan ortamın ağırlığı beni sarması sayesinde bu bölümleri ve ana karakterleri sevebiliyordum. İş bu kısımlardan sonra fantastik unsurlarını öne atıyor artık ve açıkçası bununla beraber oluşan konuya ısınamadım.

Hocam Böyle İyi̇ydi̇ Ama Ya

Sorun şu ki; esas konuya geçene kadar ki kısımlar animenin çoğunluğunu kapladığı için anime benim için fantastik unsurların önde olmadığı bir mafya hikâyesi imajına bürünmüştü bile. 17 bölüm boyunca fantastik olmayan bir mafya hikâyesi izleyip ona alıştıktan sonra fantastik savaşların devreye girdiği yeni bir evren görmeye ne kadar ısınabilirsiniz bilmiyorum.

Ben şahsen ısınamadım öyle. Durum böyle olunca son bölümlerde sıkıldığım bir gerçek. Kötü bir deneyim değildi ama açıkçası hiç bu toplara girsin istemedim. Ama bu çok önemli değil çünkü animenin son 2 bölümü çok iyi.

Erkekler De Ağlar

Animenin son iki bölümü duygusal açıdan çok yoğun bölümler. Animenin en güçlü tarafı bu son iki bölüm olabilir ve bu son iki bölüm sayesinde animeye +1 puan daha verdim direkt. Bu kadar etkilendiğim finaller pek sık değildir ve etkilendim mi de, tam etkilenirim. Ağlatmadı elbette ama hüzünlendirmedi dersem yalan olacak. Ki ben zaten bir kurguya ağlayacak kadar duygusal yapıya sahip değilim.

 

 

Karakterler

Harry ile Brandon karakterlerinin ele alınışını beğendim diyerek direkt konuya giriyorum. Özellikle aradığım şey Harry’nin karakteri idi çünkü ben bu anime serisine başlamadan önce internette “Best Seinen Villains” diye arama yapmıştım. Hep shounen villain’ları görüyordum, seinen tarafında neler var diye merak etmiştim. Sonra bir sitenin listesinde Gungrave’in animesini görünce şaşırdım o yüzden. Seri hem seinenmiş ve de hatırı sayılı bir villain’ı da varmış. Ben serilerde en çok villain/antagonist’leri merak eder ve önemserim. Bu yüzden Gungrave serisini daha erkenden izleme kararı almıştım o listeden sonra.

Ve evet; ana karakter ile villain arasındaki ilişki iyi. Harry’nin nasıl pislik birine dönüştüğünü falan da veriyor. Bunun motiflerini verme şekli de beni şaşırttı hatta. Normalde bir karakterin eylem motifleri öyle dolaylama olmadan verilir ve anlaşılır olur ama Harry’nin bazı sahnelerindeki davranışları dolaylı olarak bazı şeyleri neden yaptığını açıklıyor. Bu şaşırttı beni çünkü izlediğim şey bir oyun uyarlamalı anime serisi. Yani ben öyle düşünüyorum.

Yancilar Var Bi̇r De

Tabii işin yan karakterleri pek o kadar da iç açıcı değil. 3-4 tane fena olmayan yan karakterler var yine ama diğerleri açıkçası daha çok işlenilebilirdi. O karakterler pek zayıf kalmış. Onlara ayırt edilen dramalar etkisiz oluyor ne yazık ki. Açıkçası bu karakterler işlenebilirmiş de. Bazı sahneleri çıkarıp bu karakterlere daha çok önem verilse daha güzel bir deneyim olabilirmiş.

Brandon’un takıldığı iş arkadaşları gayet iyi mesela. Brandon o karakterler için neler hissettiyse ben de o duyguları hissettim. Bunun yanı sıra bir tane yan karakterin de mafya işi gereği arkadaşını öldürmek zorunda kaldığı bölüm ya da. Bu bölüm ile mesela o karaktere güzel bir duygu ve derinlik katılabilmiş. Bununla beraber de seriye güzel bir ton derinliği de katmıştı benim için.

Romanti̇zm De Var Mı

Serinin öne gelen taraflarından biri de aşk teması. Brandon ve Harry’nin de sevdicekleri var ve senaryoda kilit noktalardan biri de bu. Ama bu konuları çok orta karar bir şekilde ele almış olduğunu düşünmekteyim. Brandon’un sevdiceği ile olan ilişkisini ben net olarak anlayamadım mesela. Aralarında bir sürtüşme ve engel falan yok. Mafya işleri gereği Brandon elbette pek vakit ayıramıyor sevdiği kıza ama time skip olayından sonra Brandon’un büründüğü kayıtsız tavırlar tuhaf gelmeye başlıyor. Sanki aralarında bir ilişki yokmuş gibi. En azından Brandon bir şey hissetmiyor gibi.

Ama karşı taraf öyle değil. Tabii ne yazık ki kadın karakterlerin o kadar da iyi yazılmadığını da düşündüğüm için bu aşk temasındaki kaliteyi aşağıya çeken başka bir unsur. Harry’nin yaşadığı aşk ilişkisi de pek farklı değil ne yazık ki. Harry Mafya babasının kızına yürüyor başta ama sevdiği için mi yoksa rütbe atlamak için mi yürüyor onu anlamadım başta hiç. Sonraki bölümlerde de görüyorum ki; Harry cidden kızı seviyormuş aslında. Sorun şu ki; bunu hiç belli ettiremedi bana. Bu karakterler arasındaki sevgi bağını fark edebileceğim olay örgülerini ya yetersiz ya da zayıf.

Gungrave Nerede Peki̇

Gungrave karakteri ise konsepti gereği sıkıcı bir karakter ne yazık ki. Kendisi esasında ölü bir karakter ve bu yüzden karakteri çok donuk genelde. Gungrave karakterinin ne yazık ki ilgi çekici bir yanı olduğunu yazamam karakter olarak. Dizayn olarak da yazamam aslında. Gungrave karakteri oyunlardakinin aksine çoğunlukla havalı ve uçuk bir dizayn ile ekranda görünmüyor çünkü.

Kendisinin işlenen bir karakteri de olmadığı için kişiliği olmayan bir RPG ana karakteri gibi histen ötesini vermedi bana. Harry de olmasa son 2 bölümde bir numarası da olmayacaktı kuvvetli ihtimalle. Animenin ismini veren karakterden biraz daha fazlasını bekliyor insan doğal olarak. Ne hoş aksiyon sunuyor bu karakter, ne hoş dizayn ve ne de hoş bir karakter. En azından kendi adıma konuşacak olursam durum bu.

 

 

Görsel

Serinin görselliği orta karar gayet. Yer yer hoş görünüyor ve eski serilerin o çizimleri ile olan animasyonlarını görmek belki özleminizi de giderebilir çünkü o dönemlerdeki animasyon sunum anlayışı biraz farklıydı. Ama yer yer de o kadar iyi durmadığı gibi zayıf da göründüğü anlar mevcut olmakta.

Animasyonlar için de aynı şeyi yazabilirim. Yer yer hoş ama yer yer de gayet sönük. İşin teknik kısmı hakkında söylenecek pek de bir şey yok ne yazık ki. Estetiğinde bir numarası yok çünkü. Aksiyon sahnelerinde yeteri kadar parlamıyor yine görsellik ve bu can sıkıcı bir durum. Zaten seride pek de aksiyon sahnesi yok, az olan aksiyon sahnelerine de yeterli coşkuyu vermen için sebep aslında bu da.

 

 

Seslendi̇rme/müzi̇k

Japonların seslendirme konusunda bir ilah olduğunu belirtmeme gerek kalmadığı gibi; Gungrave’in de seslendirmesinin iyi olduğunu belirtmeme gerek yok aslında. Usta isimler yer almakta zaten. Mesela yan karakterlerden birini Fumihiki Tachiko seslendiriyor. Kendisi Evangelion serisinde Gendo’yu seslendirmiş birisi. Başka pek çok büyük seride de yer almış biri tabii o kadarına giremem. Başka böyle büyük isimler de yer almakta seride. JoJo serisinde Dio’yu seslendiren Tekehito Koyasu da var mesela ve bunda da yine Dio gibi psikopat birini seslendirmiş.

Seslendirmeler konusunda kaliteli deneyim yaşattırıyor ve bu şaşırtıcı da değil. İşin müzik kısmı için bir şey diyemeyeceğim. Diyebileceğim tek şey şu; hiçbiri aklımda kalmadı. O yüzden müzik konusunda zayıf bir tecrübe yaşayacak olabilirsiniz. Ending şarkısı çok iyi o ayrı. Ending ekranı girince genelde bölümü kapatırım ben ama Gungrave istisna oldu. O iki karakter arasındaki duygusal bağı gösterme açısından çok başarılı çünkü.

 

 

Genel Olarak

Gungrave belli bir ortalamanın üstünde bir deneyim sunabilen, kendini fazlasıyla ağırdan alan ve deneyim etmeye değer bir iş. Alışıla gelmiş tarafları var ve bunlar arasında en öne çıkanı bir oyun uyarlaması olarak fazlasıyla konu anlatımına önem vermiş olması. Oyununda bu kadar konu anlatımı falan yok kesinlikle.

Gungrave’i sever misin sevmez misiniz emin değilim hiç ama özel bir yanı olan bir seri olduğuna eminim yine de. Ha bu sevmeseniz bile en azından böyle bir yönü var diye izlediğime pişman değilim demenize temel oluşturmaz o ayrı. Ben memnunum gayet Gungrave için. İyi ki deneyim ettim ve sonu da beni gayet duygulandırdı.

 

Bültenimize Abone Olabilirsiniz



0 0 Oylar
Article Rating
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Yorum Yapmak ve Görüntülemek İçin Tıklayınızx
()
x